Yağmurlara şiirler yazmak, damla damla mısralar dizmek... Yağmura aşık bunca insan. Hepsi de sokaklarda öylece yağmurla öpüşüyor. Islak ıslak yağmur öpücükleri...
Sanki gökyüzü dökülüyor böylesine sicim gibi. İri damlaların içinde güneş saklı. Saçlarınıza çarpıp patlamasıyla yağmur damlalarının, gökyüzü saçılıyor etrafa. Yağmur hızlandıkça, her tarafa gökyüzü bulaşıyor, her yer gökyüzüyle yıkanıyor.
Yağmurla beraber etrafı saran toprak kokusunu koklamaktan, burun delikleri yanıyor yağmur insanlarının. Yoksa toprağı mı yemiştir bu yağmur?
Küskün bulutlarla örtülü, deliksiz bir gökyüzü uzanıyor üzerimizde. Gökyüzü, tıpkı bir yorgan gibi üstüne çekmiş bulutları. Eğer bir parça güneş, sıyrılıp bulutların içinden vursa yeryüzüne, bütün keyfi kaçacak yağmur insanlarının.
Kendilerine dokunmasına izin veriyorlar yağmurun, yavaş yavaş yüz hatlarından süzülmesine, saçlarının sırılsıklam olup ağır bir kütle halinde omuzlarına dökülmesine aşıklar çünkü.
Şemsiyelerini açıp da yağmuru savuşturanlara soran gözlerle bakıyorlar. Yağmura karşı bu kadar çekingen davranılmasını anlamlandıramıyorlar. Niçin ıslanmaktan korkar ki bir insan? Onlar için avuç avuç duygu yağıyor gökyüzünden. Yağmurun nasıl sadece su olarak görülebildiğini anlamıyorlar. Kim böylesine kusursuz, yağmurlu bir havada, yağmur doldurmazdı ki ciğerlerine?
Sert bir adımla beraber, sıçrayıp pantolonlarının paçalarını ıslatan yağmur birikintilerini sevinçle karşılıyor bu yağmur insanları.
Bu insanlar, yağmur kadar güzel kitaplarının yağmuru tadamamasına üzülüyor en çok, kitapların şanssızlığı kağıda işlenmesidir zira. Ancak yine de kitaplarını, ceketlerinin iç ceplerinde, göğüslerinin üzerinde taşıyorlar, yağmuru biraz olsun koklayabilsinler diye.
Sonunda yağmur dindiğinde, evlerine çekiliyor yağmur insanları, yağmursuzluğa şemsiye tutarcasına.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder